February 2012
2 posts
Tam da şu an,
Birileri beyinlerimizi durdurmalı
Midemize kelebekler koymalı
Etrafımızda tatlı şarkılar çalmalı
Göğü boyamalı
Elini elimle buluşturmalı
Ve yükümüzü hafifletmeli
ki uçabilelim.
Anlamadığım tek şey; sen orda, arabanın yanında dururken ve biz daha birkaç saniye önce bir buz parçasının üstünde kocaman sarılmışken benim arkamı dönüp nasıl yürüyebildiğim. Ağzımdan “Hadi konuşuruz, görüşürüz” gibi o an için dünyanın en anlamsız, en yüzeysel kelimelerinin nasıl çıktığı ya da.
Dün gece eve girdiğimden beri o veda anı için bir sürü havalı cümle düşündüm, ama işte bunlar benim...
January 2012
2 posts
Ayrılıklar zaten yeterince zor, bunun üstüne bir de vedalaşma süreci çok bayat.
Her şeyden önce hiç inandırıcı değil, çünkü hiç gitmeyecekmişiz gibi, aramıza öyle bissürü ay, bissürü yol girmeyecekmiş gibi. Olayların farkına varmaktan o kadar uzağız ki, “Kesinlikle görüşmeliyiz” diyenler kendi koşuşturmacalarına dönmüşken, senin “Gitmeden bi görüşelim” diyemediklerin var....
December 2011
6 posts
Şu yaşımda varoluşsal korkularla mı uğraşayım?
Evet, altıma sıçıyorum korkudan ama daha hayatın anlamını düşünemeden, “Seneye mezun olucam, neler oluyor?!” telaşı yüzünden. Bir sürü şeyi ıskaladım, çok eksiğim kaldı arkamda. Güzel şarkılar dinledim; onları insanlara övdüm, az kitap okudum; okumayanları eleştirdim, okuduklarını da eleştirdim, bir miktar film izledim, festivallere...
Biri: Müzikte bir yere gelmeyi düşündünüz mü?
Feyyaz: Aslında ben hayatımın hiçbir yerinde hiçbir yere gitmeyi düşünmedim.
Bugün beni altüst ettiler. Adam diyor ki, hayatında bir yere gitmeyi düşünmemiş olabilirsin, ha düşündüysen de git! Hepimiz gelecek korkusundan altımıza sıçıyoruz. Endişeli olmayan kimse yok ama korkunu daha fazla bastırma ve kus. Gidebilmeye cesaret et, yapmak istediğin şeyi yap ve sabırla bekle. Durmayı bil. Meydan oku ve dur lan. Çünkü, "o işte para yok" dedikleri şeyin karşısında "mutsuzluk" olmadığını bilemeyiz. Çünkü yaptığın şeyin sana dayattıkları şey olup olmadığını sadece sen bilirsin. Uyuma. Hayallerini anlat. Etrafında seni desteklemeyenleri bırak. Seni gittiğin 'doğru' yolda, "Hoşgeldin!" tabelası karşılamayacak, ama yapmak istemediğin yolda giderken "İşte şimdi hapı yuttun." tabelasıyla karşılaşabilirsin. Şu an kafanı kesseler, "Hoho hadi eyvallah!" diyebilecek kadar mutlu ol.
Aziz Kedi'ye sevgilerle.
Az önce festivalde izlemek istediğim bir sürü filmden biri olan ‘Volcano’ başladı. Ben evdeyim. Yarın, izlemek istediğim filmlerin bir kısmını izlemeyi umuyorum. Ama tahminimce bunun için bugün ödev yapmam lazım. Festival dönemindeki sevgili ihtiyacından bu sefer bahsetmicem. Çünkü sıkıldım. Yarın akşam dışarı çıkıp oynamak istiyorum. Melih Gökçek gece hayatımı baltalıyor. Pazar günü Osman...
November 2011
5 posts
Peki ama , böyle şeyler herkesin başına geliyorsa; nasıl oluyor da, yaşlılar...
– Cesare Pavese, Yaşama Uğraşı.
Bugün saçımı kestirdim. Ve hiçbir şey hissetmedim. Son bir kaç ışık yılıdır pek bir şey hissetmiyorum zaten, soğuktan değil. Yaşayıp yaşamadığımı sorgulatan bir hissizlik. Kısır dönen bir süreçte, etrafımdaki çemberi kıramadığım, sıkışıp kaldığım.
Ve ben,
bunun için
hiçbir şey
yapmayacağım.
‘Yolda uyursun’ tesellileri ne zaman gerçeklikten bu kadar uzaklaştı hatırlamıyorum.
Arka koltuğu paylaştığım kocaman bir adam var artık. Küçük bir canavar yetiştirmişiz gibi.
Yarın Çanakkale’ye gidiyorum.
Cesare Pavese’nin Yaşama Uğraşı’nı Kasım ayına saklamıştım, beni yanıltmayacağını umuyorum. Kahırlanıp yuvarlanırız.
Herkes ironiden anlasa hiç de sıkıcı...
Tayyar Ahmet’in Sonsuz Sayılı Günleri’nin sonu.
“Tekrar merabaaa! Bizim bu kadar şarkımız olduğu için, şimdi hepsini baştan çalıcaz.”
Konser güzeldi. Konser kalabalıktı.
Hobilerimiz arasında öpüşenleri ve dans edemeyenleri utandırmak var.
Dün 1 saat oynamak için başlayıp uzata uzata 2 saat guitar hero oynadık.
Kendimi ortaokuldan kaçıp oyun salonlarına giden genç erkekler gibi hissettim, vicdanlar...
October 2011
4 posts
Bazen öyle bir an oluyor ki -bakın bu gerçekten biraz ürkütücü aslında- şarkı başladığı an biliyorsunuz; “Dostum, az sonra burda kötü bir şeyler olacak”. Her bir kelimesi böyle çat! çaaat! Şarkıyı dinlemekten korkuyorsunuz, nasıl bağlanacağınızdan, durup dururken çalmaya başladığında nasıl elinizi ayağınızı kontrol edemeyeceğinizden, hayatınızın bu dönemini hep bu şarkıyla...
Öteki dünyada sorgusuz sualsiz cennete gidecek insanları söyleyim: Her gün bir...
– Emrah Serbes.
Teşekkürler lütfen!
Karşılaştığımızda gözlerim çok bozuktu. En çok görmek istediğim bir kaç şeyden biri olan ‘onun bana bakışı’nı bile göremedim. Mesela kulaklarım da çok iyi duymaz ama bana gülümseyip “Merabaa” dediğini, kendisinin ağzının içine düştüğümden biliyorum.
Yüzüklerim, bilekliklerim, hırkalarım ve sarı gömleğim var. Bu yüzden yalnız değilim, ama bazen.. yani. Belki biraz.
September 2011
6 posts
Bugün bilim insanı olup, sınıftaki hayvanları eğittim.
Olay şöyle vuku buldu: Laboratory in Psychological Research dersinde deney hayvanları kullanamadığımız için (onun farklı prosedürleri var çünkü, öyle ‘hadi fareleri labirente sokalım’ olmuyor) sınıfın bir kısmının hayvan olması, bir kısmının da gereken deneyi yürütmesi gerekiyordu.
Kura çekildi ve hayvan çıktım. “Yeaa ben hayvan...
Annem mutsuzluğumun sebebini biyoloji kanunlarına bağlarken, “Belki de gerçekten mutsuzumdur” diyip Hollywoodvari bir hava yarattım. “Yani.. Belki de öyledir. Sebebin var mı ki?” sorusu karşısındaysa mutsuz taklidi yapan bir amatör gibi gülmeye başladım. Lanet olsun, halbuki sebebim çoktu.
Sebebim çok.
Bakın mesela, lise mezuniyetimin olmaması bunlardan biri olabilir. Haliyle Wonderful Tonight da...
1 tag
B: Anne, kimliğimi ısırdılar ya. Niye ki, ne bunun açıklaması?
G: KISKANÇLIK! Ne olabilir ki başka?
Odtü'ye kaydını yaptırıp kimliği alan genç kızımızdan kimsenin sormaya cesaret edemediği bir soru ve buna karşılık annesinden gelen ibretlik cevap.
Tatilin 3. gecesi. Nam-i diğer şarap gecesi.
Videonun başında görülen Ecem’in Aysu adındaki 6 yaşındaki kızla ilişkisi ibretlik. Aysu evde sadece bikinisinin altını giyip “şimdi sizin memelerinizi ısırmaya geliyorum!” diyip, genç kızlarımızı kovalayan bi şey. “Mememememepopopopo” diye şarkılar söylüyor üstelik. İşbu günün sabahında tekneyle Limanağzı’na gittik....
“Ne yaptığımı bilmiyorum. İçtim ya. Aslında bilinçliyim, bilinçsiz değilim. Ama yine de ne yaptığımı bilmiyo gibi bi halim var. E ne.. Eğleniyorum ki. Anı yaşıyorum. Bugün anı ben yaşıyorum. Güzel yani denize filan giricez. 1 numarayım. Fena değil ya.. Çok saçmaa!
Neyse tamam az sonra yola çıkıcaz galiba deniz ne kadar uzakta bilmiyorum ben biraz da üşüyorum havlumuz filan yok hiçbişeyimiz...
August 2011
11 posts
3. gündüz geceler.
hippipopotam:
3. gündüz gözü balık.
hippipopotam:
Bu videodan önce hiçbir illegal madde kullanılmamıştır.
hippipopotam:
Bu videodaki tüm kişiler ve olaylar hayal ürünüdür.
Part 3.
Bu videodaki tüm kişiler ve olaylar hayal ürünüdür.
Part 2.
Bu videodaki tüm kişiler ve olaylar hayal ürünüdür.
Part 1.
Adını sesleniyoruz, geliyor. Diğerlerinden bir farkı yok gibi görünüyor.
Üstünde mavi takımı var, üniformalardan kurtuluşu yok. Benim beyaz önlüğüm aramıza duvarlar örüyor.
Göz teması kuramıyoruz, kafası uzaklarda.
Aynı yıl doğmuşuz. Onu hayata atmışlar, ben de çok görmüş numarası yapıyorum.
“Pazarcıyım ben, esnafım” diyor.
Benim okuyarak geçirmem gereken seneler var.
Taşıması gereken...
Çukurambar night, tam da ‘officially stajyer’ olmamı kutladığımız günlere denk geldi. Haliyle amirlerimden izin almam gerekiyordu. Ebeveynler filan. O işi halledince dedim ki, hastaneden izin alamazsam “Vermezsen verme lan, ben anamdan babamdan izin almışım, pehey!” deyip ceketimi alıp çıkarım. Ve muhtemelen beyaz önlüğümü çıkarmam, çünkü o baya havalı bi’ şey.
Eve geldim, duş aldım pijamalarımı...
Sıcaktan Candy sayesinde korunuyorum.
Bilge’nin söylediğine göre o hafif esintili bir şarkı, ferah.
Çanakkale’de Candy dinlemezse ölecek hastalığının pençesindeydim. Günler çabuk geçti.
Vücudumu; kola festivalindeki yanıklarımı, yanmayan kısımları haşlayarak eşitlemiştim.
Ve şimdi odamda ‘ananas’ olarak geçirdiğim bir gün daha.
Bu süreç içinde bizim için İslamiyet kadar soyut olan adamları sosyal...
July 2011
7 posts
Planladığımdan biraz daha geç bi saatte evden sürünerek çıkmışken, uçarak geri dönmeyi hiç beklemiyordum.
Hayatımın en güzel hediyesini aldığım gün dündü.
Hayatımın yönü belirlendi ve artık doğru yoldayım.
Yellow Submarine’in pusulasına sahibim.
Nereye gidersem gideyim Blue Meanies, Butterfly Stompers, Pepperland ve Liverpool’un nerde olduklarını hep...
Duyd: Kaç yaşındasın sen Deniz?
Deniz: 5. Sen?
Duyd: 20. (Çünkü 1 yılın lafı olmaz.)
Deniz: Hmm. Aramızda 3 yaş var.
Ne sersemler.
Kola festivali için hazırlanamamamın sebeplerinden biri, Bilge’nin çadırın kilidi yüzünden yaptığı panik olabilir.
Çünkü kendisinin dünkü yazısından sonra, rüyamda yere saçılmış bir sürü kilit gördüm.
Bunların içinden çadırımızın kilidiyle uyanı bulmam gerekiyordu, elime bi miktar kilit alıp yürümeye başladım ve bir de ne göreyim: On binlerce çadır var! Tüm gece ordan oraya koşturup...
Güzel olan ne biliyor musun? Büyük Ev Ablukada’nın ‘Ay Şuram...
– Dün alakasız bi’ anda Ebruhu’ya attığım mesaja benzer bir şey.
Anonymous asked: One Love bilekliklerinizden yararlandınız mı peki?! Dünyada ilkmiş.. Etkileyici bir şey olmalı. Yazdıklarınızdan, okul hayatınızdaki kompozisyonlarınızın ne denli başarılı olabileceğini tahmin ettim. Kullandığınız sözcükler, mükemmel ayrıca çok da tatlısınız -bu yazdıklarımı ben okusam erkek sanardım! adeta döktürmüşüm-. Beni hem tanıyıp hem tanımama...
İstanbul gezileri hep keyifli bi yerinden.
Yine -maalesef- anlatınca komik olmayan bir sürü anımız oldu.
Giderken Kamil Koç’un muhtemelen bizzat kullandığı ilk otobüse bindik.
Aramızdaki şanslı piçlerin televizyonları çalışıyorken ve koltukları kırık değilken; şüphesiz ki ben şanssız bir piçtim.
Yanımdaki canım arkadaşım, gittiğiniz mekanlarda yan masadaki gülme krizine tutulan kız olur....
June 2011
4 posts
İşsizliğimin boyutlarını, bunu gösteren somut olaylar olduğundan beri kelimelere dökebiliyorum.
Mesela, odamı toplama şenliklerinde (ki bu yaklaşık 3 gün sürdü. Fark ettiyseniz, bu sene Türkiye’de yapılan herhangi festivalden daha uzun.) odamın büyük bir kısmını kaplayan korsan Humanity kitaplarımı ve hazırlıktan kalma gramer kitaplarını atmaya karar verdim. İlanları okulun 2. el alım-satım...
Selam
Uzun süredir yazmamamın sebebi uzun süredir dışarı çıkmamamdı.
Aslında bir sürü şey de birikmiş. Mesela 14 Haziranda 6 Şubattaki doğum günümü kutlamamız, One Love’a bilet almam ve Ajda Pekkan’ın halk konserine gitmiş olmam.
Şimdi ‘just for the records’, hepsinin üstünden geçeyim biraz.
Doğum günü kutlaması baya iyiydi; çünkü bir yaz akşamı -böyle hafif esintili bi akşam yani-...
Normalde dişçiye giderken gerilmem. Bugün gerildim.
Doktor zamanında babamın ev arkadaşı olmasına rağmen.
Tanıdık doktor bana gerçek ilaçları verecek çünkü (bkz. Seinfeld).
Öyle bi rahatlık olmalıydı, olmadı.
Çektirdiğim 2 panoramik röntgeni beğenmedi bi’ de. Neyseki yetindi.
Sonra “Hadi alalım şu dişi!” çığlıkları eşliğinde koltuğa oturdum. Hazırlıklı değildim, çünkü bunun...
Günlerdir çektiğim acının ağzımda göremediğim aftın değil de, yarısı gün yüzüne çıkmış bir 20’liğin acısı olduğunu dün gece fark ettim. Ve o andan beri hayat daha zor. Çünkü bilirsiniz, bu tür şeyler psikolojik. Psikoloji çok enteresan. Ve böyle şeyler öğreneceğini sanıp psikoloji okumak isteyen bir sürü genç kızımız var. Sonra gelsin biyolojiler, istatistikler, beyinler, anatomiler………
Psikolojiyi...
May 2011
8 posts
Duygular, duygular, duygular. Bırak kentleri, bırak yapıların görkemliğini,...
– Tezer Özlü - Yaşamın Ucuna Yolculuk
Rahatsız edici olabilir uyarısıyla karşı karşıyaydım.
Rahatsız olmadım. Cesetinden gözlerimi alamadım.
‘Ölüm ayıptı. Sonsuza dek ölü kalmanın ve hiçbir şey hissetmemek ve hiç rüya görmemek sanılanın aksine dehşet verici değildi. Çünkü hissetmekle rüya görmek o kadar da müthiş değildi.’
Müstehzi gülümsemesi yok olmuştu tabutundayken.
Yanındaki pembe gül eğreti durmuştu.
Yüzündeki...
Çok uzun süredir bu an için hazırlanmışız. Ağır avizeli bir müzedeyiz, ya da bir sergi salonu. Koyu renkli, tozlu halılar ayaklarımızın altında. Avize ağır ve sallantılı, ama mekan loş. Heyecanımdan kaçarken onu merdiven basamağında otururken görüyorum. Sırtını duvara yaslamış. Takım elbisesi üstünde. Ve siyah-beyaz. Sigara içiyor. Yıllar sonraki görünümünden haberi yok, ama ben biliyorum. Saçları...